Seyfettin Amca’nın Karavanı

 

2014’ün yazında, Karadeniz’in Türkiye tarafına baktığınızda, batıdan başlayarak doğuya giden sahilinin kuzeye doğru ilk diklendiği yerin tam başlangıç noktasında bir yerde, yeni günün doğumunu izliyordum.

Çadır kampına geleli beş gün olmuştu. Her sabah topladığım çalılarla semaverimi tutuşturmayı bırakalı ise iki gün. Yandaki karavanın sahibi Seyfettin Amca garip halimi görmüş olacak buyur etti bir sabah kahvaltısına. Sonra öğle çayı, akşam yemeği derken Seyfettin Amca’nın karavanında geçireceğim üç hafta başlayıvermişti.

Eski bir İstanbul delikanlısıydı. ‘’Delikanlı adam dediğinde merhamet olacak Koray.’’ diyordu. ‘’Sonra bir de namuslu olacak. Namussuz işlerden para kazanmayacak. Gücünü, düşmüşler için kullanacak.’’

Gün görmüş, tabiri caiz ise feleğin çemberinden geçmiş bir ihtiyardı.

İnsan sarrafıydı.

Pek çok anısından pek çok hikayesini anlatıyordu. Karavanının kendine özgü bir kitlesi vardı. Şehir merkezinden gelen dostları ile her akşam başka bir hikaye dinliyorduk. Her seferinde hayretler içinde kalıyorduk.

Bazen torunları gelir, artık hayatının sonbaharının son günlerini yaşayan bu ihtiyarı pek bahtiyar ederdi. O zaman bizleri gözü görmez, ailesi ile pek alakalı vakit geçirir, onlarla bol bol sohbet ederdi. Onlar gittikten sonra yine düzenimizi kurardık.

Seyfettin amca salatayı yemeyi de yapmayı da çok severdi. Hele yeni tanıdığı birine salata yaptırmaya bayılırdı. Yemeğini kendi pişirirdi. Yemek soğumaya bırakılınca da sebzeleri özenle karavanının tezgahına yerleştirir(asla yıkamazdı),yanına da bir tane bıçak koyuverirdi. Sonra yeni tanıdığı misafirlerinden birine döner ‘salatayı sen yap’ derdi.

İlk başlarda bunu niye yaptığını anlamamıştım. Sonraları gördüm ki salata yapanı çaktırmadan ama bir o kadar da dikkatli takip ediyor; işi bitince ellerin dert görmesin diyip, hemen yemekleri servis ediyordu.

Keyifli günlerimizin birinde; ‘Yahu’ dedim. ‘Herşeyi sen yapıyorsun da salatayı neden başkasına yaptırıyorsun Seyfettin amca?’

Çok az güldüğüne tanıklık ettiğim bu ihtiyar, o an patlattı kahkahayı. ‘’Dikkat ettin demek!’’ dedi. ‘’Neden böyle yaptığımı sana anlatayım.’’

Başladı anlatmaya...

‘’Bir insan salatayı nasıl yapıyorsa, kişiliği de öyledir.’’ dedi. ‘’Tüm sebzelerin yıkanıp yıkanmadığını ilk önce soruyorsa temizdir. Sebzeler doğradıktan sonra ilave edeceği limon,sirke ya da nar ekşisini bize soruyorsa, naziktir. Çorbalar soğumadan salatayı bitiriyor ve yaptığı salatayı beğeniyorsak o zaman çok becerikli biridir. Sebzeleri kalın kalın kesiyor, gelişi güzel koyursa salata kabına bu kişi özensiz ve düzensizdir. Sebzeleri ince ince doğramak için çaba sarfediyor ama yapamıyorsa çalışkandır. Sebzeleri ince ince doğrayıp, özenle tabağa yerleştiriyorsa bu kişi titizdir. İşini bitirdikten sonra tezgahı temizliyorsa, bu kişi hem çalışkandır hem de temizdir. Birde şöyleleri de oluyor tabi;

‘Malzeme daha güzel olsa ben çok daha iyi bir salata yapardım da malzeme yok işte!’ bu kişi palavracıdır. Sözüne pek güvenmem.

Salata yapılacak ana kadar gülüp eğlenen, kendisinin salata yapacağını öğrendikten sonra yüzü düşen kişi, iyi gün dostudur.

Salatanın ortasında telefonu çalıp, acil görüşmesi olduğunu söylenin ipi ile de kuyuya inilmez. Bu gibiler adamı her an yarıyolda bırakır.

Ben tembel, düzensiz, palavracı adamı sevmem. Onu hayatımdan da uzak tutarım, karavanımdan da...’’

Şimdi merak ediyorsunuz değil mi ? Sende yaptın mı o salatayı diye. Evet yaptım, hemde defalarca... Ama Trabzonlu Seyfettin Amca’dan çay demleme işini alamadım. Porselen demliği ile dakikası dakikasına çayın demini almasını beklerdi. O kamp günlerinde bir tek o işi bana vermedi.

Nur içinde yatsın.

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler: Seyfettin Amca’nın Karavanı