Merkel sonrası Almanya nereye gidiyor?

Merkel sonrası Almanya nereye gidiyor?

Cuma günü gerçekleşen CDU kongresinde, Angela Merkel’in desteklediği Annegret Kramp-Karranbauer kıl payı farkla parti genel başkanlığına seçildi. Avrupa ve Almanya siyasetinin son 20 yılına damga vuran Merkel dönemi sona ererken, muhafazakar rengi daha koyu olan yeni CDU başkanının izleyeceği politika merak konusu.

 

1001 delege, yüzlerce seçkin misafir, 1600 ulusal ve uluslararası gazeteci, ellerde 18 yıl için teşekkürler başkan pankartları ve dakikalarca ayakta alkış. 2000 yılından bu yana CDU Genel Başkanı ve 2005’den itibaren Şansölye olan Angela Merkel CDU’nun 31’inci Genel Kurulu’nda Parti Genel Başkanı olarak son konuşmasıyla beraber CDU tarihinin en görkemli kongresini arkasında bırakmış bulunuyor.

 

Üç adayın yarışa girdiği kongrede Merkel’in desteklediği Annegret Kramp-Karrenbauer (AKK) ikinci turda oyların yüzde 51,8’ini alarak genel başkan seçilirken, özellikle finans çevrelerinin desteklediği rakibi Merz yüzde 48,2 puan ile kıl payı bir mağlubiyet yaşadı. Alman siyaset kültürüne göre oldukça çetin geçen başkanlık yarışı özellikle; Avro krizi, Avrupa Birliği’nin içerisinde bulunduğu varlık ve birlik krizi, ırkçı partilerin yükselişi ve merkez siyasetin sağ ideolojiye doğru kayışı gibi temalar üzerinden yapıldı. AKK’nın gelişi Almanya siyasetinde devrim niteliğinde olmasa da 18 yıl Merkel yönetiminden sonra kontrollü bir yeni başlangıç olacak.

 

Kimi Merkel’i sosyal demokrat projeleri Hristiyan demokrat projeler haline getirdiği için eleştirdi, kimi de sol ve sağ ideolojileri ve kitleleri merkezde topladığı için. Tarihin cilvesi o ki ırkçı oyların artması ve PEGİDA gibi sokak hareketlerinin yoğunlaşması yine Merkel döneminde oldu. Merkel, seçmenleri merkezde birleştirirken özellikle liberal mülteci politikası ile Sosyal Demokrat Parti’yi eritti, ama aynı zamanda Nazi ideolojisini çekinmeden savunan ırkçıların büyümesine de vesile oldu. Koltuğunu devretme kararı, toplumdaki huzursuzluğa vermiş olduğu bir cevap olarak değerlendirilebilir.

 

MUHAFAZAKAR KESİME MESAJ

Almanya’da ırkçı hareketlerin yükselişi, yaşlanan toplum, dijitalleşme ve teknolojik dönüşümün getirdiği yeni meydan okumalar, dünyadaki ekonomik güç dengesinin kayması, ulusal politikaların dünya siyasetini şekillendirmesi ve tehdit olarak kullanılan ticaret savaşları Almanya ve Avrupa’nın kendini yeni dünya düzeninde yeniden konumlandırmasını gerektiriyor. Bunun içinde önümüzdeki süreçte Avrupa’da güçlü liderlere ihtiyaç var.

 

Merkel konuşmasında bu konulara değinirken oldukça fazla‚ Hristiyanlığa’ vurgu yaptı. Her ne kadar popülist söylemlerden uzak dursa da, Hristiyan demokrat değerleri defalarca vurgulayarak parti içerisindeki muhafazakar kesime mesaj verdi. Mülteci sorununu çözmek adına Türkiye ile yapılan mülteci anlaşmasına özellikle değinen Merkel, anlaşmanın Avrupa için ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Türkiye ve AB arasında imzalanan Mülteci Mutabakatı Merkel’in en zor dönemlerinde kendisine can simidi oldu.

 

TÜRKİYE-ALMANYA İLİŞKİLERİNİ NE BEKLİYOR?

Yeni CDU Genel Başkanı AKK’yı yakından tanımakta fayda var. Parti içerisindeki en güçlü rakibi olan Merz’in destekçileri ve ırkçı parti AfD kendisini Mini-Merkel veya Merkel 2.0 olarak eleştirirken aslında haksızlık yapılıyor. AKK iddia edildiği gibi silik ve Merkel’in gölgesinde bir kadın değil. 2000 yılında Saarland eyaletinin Almanya tarihinde ilk kadın İçişleri Bakanı oldu. 2011’de aynı eyaletin başbakanı seçildi ve Şubat 2018’e kadar görevini yürüttü. Merkel istememesine rağmen 2012 yılında Hür Demokrat Parti ile anlaşmazlığı yüzünden Jamaika-koalisyon hükümetini bozarak SPD ile büyük koalisyon hükümeti kurdu. 2017 eyalet seçimlerinde CDU’nun oylarını yaklaşık %6 arttırarak büyük başarı elde etti. 2017’nin Eylül ayında yapılan federal seçimlerden kısa süre sonra Merkel AKK’ya CDU Genel Sekreterliği görevini tekif etti ve AKK başbakanlık daha prestijli olmasına rağmen istifa edip Merkel’in teklifini kabul etti.

 

AKK-MERZ REKABETİ

Merkel, 18 yılın ardından değişimin şart olduğunun bilincinde olarak görevinin başındayken kendinden sonraki süreci şekillendirmek ve kontrollü bir değişimin önünü açmak istedi. Merkel kendi adayını seçtirmeyi başarmakla eski Başbakan Adenauer ve Kohl’un başaramadığını başarmış oldu ve daha görevdeyken kendinden sonra gelecek başbakanı belirledi. Merz çok güçlü bir aday olmasına ve az oy farkıyla kaybetmesine rağmen parti içinde tehlike olarak varlığını sürdürecektir. AKK’nın ilk karşılaştığı zorluk bu bölünmüşlüğün ardından CDU’nun birliğini koruyabilmek olacak. Bunun için Merz’e parti danışmanlığı teklifi götürdü. Merz kabul ederse parti içerisindeki karar mekanizmalarına onu da katmış olacak. Parti içinde görev üstlenmiş Merz AKK için daha tehlikesiz olacaktır. AKK’nın karşı karşıya olduğu ikinci zor durum ise AfD’ye kayan oyları geri kazanmak olacak ki, bu hiçte kolay görünmüyor. 2019 yılında yapılacak olan dört eyaletteki seçimlerde CDU oylarını arttırmayı başaramaz ise SPD’de Martin Schulz‘un yaşattığı hayal kırıklığının aynısı ortaya çıkabilir. Toplumda ve teşkilattaki heyecan kaybolursa AKK’nın başbakan olma hedefi sekteye uğrayacaktır.

 

Partiyi neredeyse ikiye bölen Merz genel kurul konuşmasında yönetimde strateji değişikliğine ihtiyaç olduğunu ve AfD’ye giden oyları geri alacaklarını vurguladı. Daha önceki açıklamalarıyla da birleştirince Merz’in stratejisinin biraz daha AfD’nin çizgisine yaklaşarak ırkçı oyları tekrar kazanmak olduğu anlaşılıyor. Her iki adayda sağa göz kırparak oradaki oy potansiyeline talip olsa da AKK’nın Merkel tarzında daha soğukkanlı ve pragmatist kalmaya özen göstermesi Müslümanlar ve yabancı kökenliler için ehven-i şer bir durum.

 

MERKEL’DEN DAHA MUHAFAZAKAR

AKK Genel Başkan seçildikten sonra verdiği ilk röportajda Almanya siyasetinin gidişatı ile ilgili önemli ipuçları verdi. 2021’de yapılacak federal seçimlere kadar Merkel’in başbakan olarak kalmasını desteklediğini vurgulaması önemliydi. Siyasette farkını nerede göstereceğini sorduklarında ise bizim içinde başlıca önemli konulardan olan çifte vatandaşlık, mülteciler, göç ve güvenlik konularına değindi. Üzerine basa basa güvenlik meselesini tekrarlaması yakında muhtemelen karşı karşıya kalacağımız katı “güvenlik politikaları” sebebiyle kısıtlamaları meşrulaştırma politikası olduğunu okumak zor değil.

 

AKK’da Merkel gibi Türkiye-AB arasında yapılan mülteci anlaşmasını önemseyecek ve bu anlamda ikili ilişkilerin tamamen pragmatist sebeplerden dolayı zarar görmemesini isteyecektir. Ayrıca uluslararası terörizm ve güvenlik konularında Türkiye ile işbirliğini sürdürmekten başka şansıda olmayacaktır.

 

Eşcinsel evliliğe karşı olan AKK bir çok konuya Merkel’den daha muhafazakar ve milliyetçi yaklaşıyor. AKK’da eski İçişleri Bakanı de Maiziere gibi çifte vatandaşlık hakkına karşı olanlardan. Yeni CDU Genel Başkanı verdiği sözü tutarak Merkel’in 2021’e kadar başbakan olarak kalmasını sağlarsa, Almanya’nın ne Avrupa Birliği politikalarında, ne de Türkiye yaklaşımında köklü bir değişiklik olmayacaktır.

 

TÜRKİYE’YE MİYOP BAKIYOR

Ancak vurgulamakta fayda var; AKK, AK Parti seçim konferanslarını yasaklayan ilk eyalet başbakanıydı. Türkiye siyasetinin Almanya’ya taşınmaması ile ilgili Merkel’den daha katı ve net pozisyonu var. Kendi eyaletinde yaklaşan seçimler öncesi‚ elimdeki tüm imkanları kullanarak, Saarland’da bu tür etkinliklere izin vermeyeceğim’ demesiyle Merkel’den farklı olarak seçim kazanmak için popülist söylemleri benimseyebileceğini ispatlamıştı. AKK, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili açıklamaları ile de dikkat çekmişti. Erdoğan, Türk kökenli insanların bu toplumda kendilerine yer bulmasını istemiyor’ diyerek çifte vatandaşlık konusunun tekrar gündeme alınması gerektiğini vurgulamıştı.

 

AKK’nın geçmişte Türkiye ile ilgili yaptığı açıklamalar incelendiğinde yanlış yaklaşım içerisinde olduğu tartışmasız; Almanya’da yaşayan Türklerin anavatanları ile bağları kesildiğinde var olan tüm sorunların çözüme kavuşacağı yanılgısı içerisinde. Sorunun tespiti yanlış olunca devlet eliyle üretilen çözüm önerileri de yanlış oluyor. Bunun en güncel örneğine Alman İslam Konferansı’nda şahit olduk. Alman devlet aklı orta ve uzun vadede Almanya’da yaşayan göçmenleri kontrol altında tutmanın yolunun asimilasyondan geçtiğine inanıyor. Durum böyle olunca asimilasyon önündeki en büyük engel olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın yurtdışında yaşayan Türklere sahip çıkması görülüyor. Türk toplumunun Türkiye ile vatandaşlık bağlarını koparma, kültürel ve dini idiyetlerini yok etme dayatması çağ dışı, zorbacı ve antidemokratik göçmen politikalarının yansıması.

 

AKK güvenlik politikaları konusunda Merkel’den daha şahin bir pozisyona sahip. Özellikle güçlü devlet vurgusu güvenliği tehdit eden, toplumun hassasiyetlerini korumayan unsurlara müsamaha gösterilmeyecek sinyali veriyor. AKK her konuşmasında iç güvenlik vurgusu yaparak AfD’ye kaymış CDU seçmenine göz kırpıyor. “Suça bulaşmış mülteciler bir daha Avrupa toprağına ayak basamamalı” diyen AKK genel kurul konuşmasında G20 Zirvesinde protesto gösterisi yapan ve polisle çatışan “kaotik tiplere”, vergi kaçakçılarına ve suça bulaşmış mültecilere müsamaha göstermeyeceğini bir kez daha vurguladı.

2019 yılı Almanya ve Avrupa Birliği için seçim yılı olacak. CDU/CSU’nun adayı Manfred Weber (CSU) AB Komisyon Başkanı seçilirse Türkiye-AB süreci için zor bir döneme girilecek. Ayrıca ırkçı partilerin Avrupa Parlamentosu’nda güçlü bir temsiliyet kazanacağını varsayarsak Türkiye’nin AB ve yurt dışı Türkler politikasında öncelikli konulara yoğunlaşması ve ikili ilişkilere ağırlık vererek çözüm önerileri ortaya koyması önemli olacaktır.

 

 

Anahtar Kelimeler: Merkel sonrası Almanya nereye gidiyor?