İnsanlık Okyanuslara Yönelemez mi ?

Bindiğim trenin penceresinden dışarda akıp giden dünyamızı seyrediyorum.

Güneş doğalı beş dakika kadar oluyor.

Mevsim sonbahar.

Ağaçların yapraklarına ışıyan güneş bana gösteriyor ki, ağacın köklerinden yapraklarına su taşımakla görevli odun boruları dinlenmeye çekilmiş. Gelen sonbahar ve ardından yaşayacakları kış boyunca da bu işi yapmayacaklar. Yaprakların renkleri sararmış, kimisi de kızıla dönmüş. Artık bu harikulade renk cümbüşünün özneleri kendilerine vuracak bir rüzgarı bekliyorlar uçuşup bir yerlere konmak için... Tüm bu yorumu biyoloji biliminin bana öğrettikleri ile yapıyorum. Canlıların hayat süreçlerini inceliyor bu bilim.

Tren sola doğru kıvrılıyor hızını kesmeden. Başım ve gövdem hafiften sağımdaki cama yaslanıyor. Bu eylemsizlik. Başım ve gövdemin cama yaslandığı bu hareketin eylemsizlik olduğunu bana fizik bilimi öğretti.

Trenin camının saydamlığını, üzerinde gittiği rayların sertliğini, oturduğum koltuk süngerinin yumuşak yapısını inceleyen bilim de kimya. Maddelerin bizim gözle göremeyeceğimiz ana yapılarını inceliyor bu bilim de.

Trenin camından gördüğüm, iyiden iyiye yükselen güneşin hareketini inceleyen bilimin adı astronomi. Aslında güneşin yükselmediğini, bu durumun dünyamızın kendi ekseni etrafında dönmesinin bir sonucu olduğunu ispat eden bilimdir astronomi. Gökyüzüne şöyle bir baktığımızda gördüklerimizi ve onların hareketlerini inceliyor bu bilim de...

Trende düşünüyorum. Biyoloji canlının yaşam döngüsünü incelerken, kimya madde hakkında bize bilgi veriyor. Her ikisi de insanın gözüyle görebildiğini araştırma gayesi sonucu ortaya çıkmış ve geliştiriliyor. Fizik öyle değil. O, insanın deneyimlediği ya da başına gelen bir takım olayları anlamlandırma ve yasalandırma ile ilgili. Astronomiyi de temel bilimlerin içine koyarsak, temel bilimler içinde gözümüz ile gördüğümüzün incelendiği bilimin tüm temel bilimlere oranı dörtte üç. Yani temel bilimlerin dört tanesinin üçünde insan, gözü ile gördüğü nesnelerin, olguların peşinden gitmiş. Onu anlamaya çalışmış; bunun için zaman ve kaynaklarını harcamış. Harcamaya da devam ediyor...

*

Okyanusu düşünüyorum. Şimdi diyorum, koskoca sahillere vuran azgın dalgalara biraz yüksekten bakan bir otelde sabah kahvemi içiyor olsaydım. Camımı biraz aralayıp okyanusun iyotlu havasını çekseydim ciğerlerime!

Okyanuslar... Engin mavilik... Ve nereden bakarsanız bakın bir ufuk çizgisinde gökle birleşen bir aşk. Hep gördüğümüz ama derinini bilmediğimiz o koca kütle. Kürel ısınma ile yaşam alanımızdan hergün biraz daha alan dev su birikintisi.

Okyanusu düşünürken bir dörtte üçlük oran daha çıkıyor karşıma. Nedir o ? Dünyamızın dörtte üçünün su ile kaplı olması gerçekliği. Bu su kütlesinin çok büyük bir bölümü de okyanuslar oluşturuyor... Her gün gördüğümüzü sandığımız ama sadece bakıp geçtiğimiz devasa kütle: Okyanuslar!

*

İnsan kafasını kaldırıp baktığı her an, gözü ile gördüğü uzayı incelemek için milyar dolarlarca para harcıyor. Farklı gezegenlerde koloni kurmak, orada da varlığını sürdürmek için yapıyor bunu. Üstelik oralarda bir yaşam formunun olup olmadığını bilmeden...

Gözümüzün göremediği okyanusun derinliklerinde vaziyet nedir peki? Bu gizemli varlığı anlamak için astronomi kadar kaynak harcanan bir bilim dalı var mı insanlığın ? Bu çağda okyanus için bilinen en teknolojik araç denizaltılardan öteye gidemedi bir türlü...

Peki neden ?

Temel bilimlerin büyük çoğunluğunun gözümüzün gördüğünü araştırmasının sebebi ile aynı mıdır okyanuslara olan ilgisizliğimiz ?

Uzayda koloni kurmak için harcanan milyon dolarlar neden okyanusta bir insan yaşamı için harcanamaz ?

Üstelik bu devasa kütlenin yaşam alanlarımızı her geçen gün biraz daha ele geçirdiği gerçekliği sabit iken.

Üstelik okyanusların içinde barındırdığı zengin yaşam formundan bahsetmiyorum bile...

 

 

Anahtar Kelimeler: İnsanlık Okyanuslara Yönelemez mi ?