Hayat kalitenizi kim belirliyor

Hayat kalitenizi kim belirliyor ?

Bir mobilya fabrikasında mühendislik yaptığım zamanlardı... Görevim fabrikadaki işleyişin süreçleri belirlemek ve sonra da her bir sürecin ne kadar zaman gerektirdiğini ölçmekti. Bu sayade fabrika yönetimi için tamamen belirsiz olan bir ürünün üretilme sürecini optimum seviyede hesaplayabilecektik. Sonrasında da farbirka sahibi, bizim çıkardığımız bu reçete ile üretimhaneden hesap sorabilecek; planladığı üretimi neden yapamadığının sebeplerini bir bir sorgulayabilecekti.

Ölçülemeyen hiçbir şeyin geliştirilemeyeceğini o aylarda öğrendim.

Aynı fabrikada, çalışmasını incelediğim bir boyahane çalışanı vardı. Adı Ahmet. Ahmet boyahanenin astarlama kısmında çalışırdı. Bir seksen boylarında, orta yaşlı, esmer, kıvırcık saçları uzundu ve fırça gibi bıyıkları vardı. Görevi,bir florasan lambanın altında ham mobilya parçalarını astarlamaktı. Astarhanenin bembayaz olmuş dört duvarı içinde feri gitmiş gözleri, astardan beyazlamış bıyıkları ile yarı bilinçli, yarı bilinçsiz işini görüyordu. Robotikleşmiş bu adamın zaman etüdünü çıkarmak pek kolaydı doğrusu. İşini o kadar optimum hale getirmişti ki, hangi parçayı ne kadar zamanda astarlayacağı hemen hemen belliydi...

Astarcı Ahmet her mola zamanında astarhanenin kapısında oturur, cebinden çıkardığı kağıda çizikler atar, uzun uzun düşünürdü. Mola bitince o kağıdı özenle katlar ve cebine yerleştirir ve yine aynı otomatik hali ile işinin başına geçerdi.

O boyahanede bir kış geçirdim. Henüz bir üniversite öğrencisiydim. İyi yaşamak istiyordum. Beklentim iyi bir gelecekti. İçimde başarmanın arzusu kızgın bir alev gibi yanıyor, her yeni güne uyanışımda alev daha da körükleniyordu. Bir yandan üniversite öğrenciliği yapıyor, bir yandan üniversitenin kampüsünde gazete sattırıyor bir yandan da bu fabrikada üniversitede bölüm başkanımızın bizzat yönettiği bir projede mühendislik yapıyordum.

O yıllarda geçmekte zorlandığım iki dersimi vermeye çabalıyordum. Bunlardan biri de Kalite Yönetimi dersiydi.

Bir kaç kez aldığım bu derste her sene başlangıcında hocamız öğrencilerine şunu sorardı. Mercedes mi daha kalitelidir yoksa Toyota mı ?

Pek çokları kalite kavramının ne demek olduğunu bilemez. Kalite: ihtiyaca optimum cevap verme düzeyidir. Yani sizin ihtiyacınız Ankara – İstanbul arasında haftada iki defa araba ile gitmek, ve bunu yaparken de kendi stadartlarınızda gerçekleştirmek (mesela, koltuktan ısıtmalı deri koltuklar ve 7 ileri şanzımanlı tam otomotik geniş bir araba) ise Mercedes sizin için en kaliteli olandır.

Ama sizin ihtiyacınız, daha çok şehir içinde kullanıma uygun, düşük maliyetli, ömürlük ve yedek parçası uygun az masraflı bir araç ise Toyota sizin için en kaliteli arabadır.

Kalite Yönetimi dersi, gazete satışları, fabrikada süreç yönetimleri içinde yoğrulurken kendi kendime ‘’Ben’’ dedim ? ‘’Ben ne kalitede bir hayat istiyorum ?’’

On sekizime girdiğimde sürücü ehliyetimi almak için çalıştığım kafede, çayhanenin başında günlük 30 lira kazanan 3 çocuk babası Çağatay Abi’nin hayat kalitesinde mi ? Yoksa; gazetede hergün köşelerini okuduğum, bir şarap şişesine 500 avro bedel ödeyip, sonrasında yarım bırakmanın lüksünü damarlarında hissettiğini yine kendi köşesinde ‘lüksün tanımı’ diye yazıp bundan da para kazanan Ertuğrul Özkök’ün hayat kalitesinde bir hayat mı?

Bu soruları düşünmeye başladığım günlerin birinde fabrika dönüşü işçi servisine bindiğim bir akşamdı. O zamanlar Serdivan’da yeni açılan hoş bir restaurantta her akşam sezar salata yemek pek keyifli hissettiriyordu. Eve gelmeden bu restauranta 300 metre kala bir yerde servisten indim. Arka kapıdan bizim Ahmet’te iniyordu. Dışarda kar vardı. Ahmet, elindeki kağıdı servisten iner iner inmez ıslanmasın diye telaşla cebine koyuverdi.

Üzerinde ince bir yağmurluk, altında kalın bir boğazlı kazağı vardı. Ona baktığımı gördü. Belli belirsiz bir ‘’İyi akşamlar Koray Bey ‘’ sesi duydum.

‘’İyi akşamlar Ahmet, ne yöne yürüyorsun ?’’

‘’Serdivan karakoluna doğru Koray Bey.’’ dedi.

‘’Ben de o tarafa gidiyorum. Birlikte yürüyelim mi?’’ dedim. Ses etmedi.

Kar şiddetini arttırmış, deprem sonrası bir türlü oturtulamamış altyapı yoksunu Sakarya’da her yer çamurla karışık kar olmuştu. Başımız öne eğik, rüzgarın etkisi ile kendini iyiden iyiye hissetttiren kardan kendimizi savunuyorduk. Baktım, Ahmet’in kunduralar sırılsıklam. İçim parçalandı. Hemen sonra aramızdaki bu garip iletişim biraz düzelsin istedim ve sordum: ‘’Yahu Ahmet, senin bu kağıtta ne yazıyor? Derin derin düşünüyorsun, neyi hesap ediyorsun ?’’

O an durdu Ahmet. Göz göze geldik. Gözelerinde fer yerine oturmuştu. O ışıltıyı unutamam. ‘’Emekliliğimi Koray Bey. Emekliliğimi hesaplıyorum.’’ deyiverdi.

‘’Ooo yakın mı, sen daha gençsin yahu’’diyorum ve ekliyorum ‘‘Kaç günün kaldı?’’ Ahmet çok anormal bir rakam söylüyor. Afallıyorum. ‘’Yaşın kaç?’’ diyorum. ‘’Otuz beş.’’ diyor. Şaşkınlığımı daha fazla gizleyemiyorum ve soruyorum: ‘’Yahu Ahmet bu yaşta emeklilik mi hesaplanır ?’’

‘’Başka neyi hesaplayabilirim ki Koray Bey’’ diyor. ‘’Tek umudum o. Hele bir emekli olayım! O zaman çocuklar da büyür, doktor felan olurlar inşallah. Benim maaşım da bana yeter! Hanımın zaten çok bir isteği yok benden. Her gün göle balığa gideceğim. Yaz kış. Bizim orada göllerde çok balık olur. Yakaladığımı getirip pişiceğim, arta kalanı da o zaman kadar bir dondurucu alır içine koyarız. Sonra gel keyfim gel! Serviste bugün için de bir çizik attım. Geriye kaldı ... gün.’’

                *                                                                            *                                                                            *            

Kalite; kişinin ihtiyaç duyduğu mal ya da hizmetden beklentisini karşılayabilme düzeyidir.

Gelişim; ancak ölçülebilir şeyler varsa mevzu bahis olur.

Lüks; kişinin bedeline katlanabildiği şeylerden vazgeçebilme ölçeğidir.

Sürekli bir gelişim içinde kaliteli bir hayatta yaşanabilecek lüksler için kişinin öz beklentilerini iyi bilmesi gerekir.

İnsanın öz yaşamından beklentisi; Paris’te bir restaurantta açtırdığı 500 avroluk bir şarabı yarıda bırakabilecek bir lüksü doğurabileceği gibi; henüz 35’inde emekli olacağı günün hesabını yapmak da olabilir.

Sevgili okurlarım; peki sizin hayat kalitenizi kim belirliyor, hiç düşündünüz mü ?

 

Anahtar Kelimeler: