Hangi pencereden baktığınız çok önemli

 

Pencere ne kadar kirli, dışarısı ne kadar aydınlık, gözün aldanma payı ne kadar, diye düşünürken gerçek pencereyi görmez olduk. Her zaman komşunun tele astığı çamaşırlar kirli değil, bazen de bizim pencerenin kirli olduğunu göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Bu haftaki yazımızda Yunanistan Başbakanı Çipras’ın Türkiye ziyaretini irdelemek istiyoruz. Bu ziyareti bir de kendi penceremizden bakarak değerlendirmek istiyoruz.

Çipras ilk olarak Ankara’yı ziyaret etti. Tayyip Erdoğan’la yaklaşık iki saatlik bir görüşmeden sonra birlikte basın açıklaması  yaptılar, gazetecilerin sorularını cevapladılar. Tabii Çipras’ın Türkiye’ye gitmesinden bir gün önce de atanmış Müftülerin Danıştay’daki davası görüşüldü. Bu davanın nasıl sonuçlandığı Türkiye gezisi sırasında açıklanmadı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la yapılan görüşmede bunlar konuşuldu mu bilmiyoruz, ama basın toplantısında Çipras Ruhban Okulunun açılmasını talep etti, Erdoğan’da Müftülük seçimini gündeme getirdi. Fakat maalesef Çipras bu konuyu es geçti ve basının önünde cevap vermekten çekindi. İki komşunun iyi geçinmesi konusunda süslü sözlere yer verirken, mikrofonda vermeyi değil almayı tercih ettiğini göstermiş oldu. Şimdi bu konuda eski atanmış müftüler geri dönerse hükümetle devlet arasındaki savaş ortaya çıkmış olacak.  Prespa anlaşmasından sonra Ruhban okulunun açılışını da gerçekleştirebilirse kahraman olma yolunda bir adım daha atmış olacak. Bunların karşılığında ne vaat etti? Azınlık hakları konusunda kendi halkı ile ikilem yaşayan bir başbakan acaba ne kadar iyi niyetli? Ve en önemlisi öyle olduğunu varsayarsak bunu ne kadar gösterebilecek?

Gelelim darbecilerle ilgili söylediklerine... ‘’Biz Yunanistan’da darbecilerden hoşlanmayız ama mahkeme kararlarına da saygılıyız.” Tamam hadi saygılısın, e hadi Yunanistan da gereğinden fazla demokratik, o zaman bu kadar masraf yapıp bu insanları neden koruyorsun? Madem ki irtica taleplerini de kabul ettin, o zaman neden kendi hallerine bırakmıyorsun, diye sorarlar insana.

Gelelim Ruhban okulundaki konuşmalara... Ruhban okulunun açılması komşuluk ilişkilerini yeniden yapılandıracak ve iyi yönde geliştirecekmiş. Evet doğrudur, fakat mütekabiliyet esaslarına göre azınlıkların gerçek bir zenginlik olduğunu bilen devletler bu konuda o azınlıklardan korkan değil, bir evladı gibi babalık yapanlardır. Kendi ülkesini sevdirmek devletin elindedir. İyi niyetli kanunlarla ikili ilişkilerde çok şeyler değişebilir. Türkiye’de bir Rum kendi ülkesinin bayrağını seviyorsa bu o ülkenin ona tanıdığı haklar sayesindedir. Orada bir Rum hem ana dilini hem de resmi dilini çok iyi biliyorsa, ki biliyor, bu, o devletin ona sağladığı eğitimle mümkündür. Azınlıkta yaşayan bir birey bu benim devletim benim ülkem diyebiliyorsa , yaşadığı yerden memnun olduğu için diyordur.

Şimdi son olarak sayın Çipras’ın bir de bir Türk televizyon kanalına verdiği röportaja gelelim. Burada her şey hoş, buradaki pencere farklı çünkü... “Dedemiz burada doğma, yemeklerimiz aynı, insanlarımız aynı”, oh ne güzel. E hadi o zaman mutfak aynı, insanlar aynı ise bu ayrımcılık niye, bu kabul etmezlik niye? Her ırkın derneği, takımı var iken Türklerin neden yok, aynı olduklarından dolayı mı? Korkunun sebebi ne? Biz bu sorulara cevap veremediğimizden bu şekilde düşünüyoruz kusurumuza bakmayın sayın Çipras. Eğer sizden hakikaten bu konuda bizleri teselli edebilecek bir söz, kabul edilmeyişimiz için haklı bir sebep var ise bilmek isteriz. Müslüman mısın, Pomak mı, soruları artık çok demode oldu, çünkü Pomağı da Çingenesi de Türkü de Müslüman olabilir, bu onların kendi inancıdır. Ama Yunanistan’da yaşayan Müslümanların kendi ırkını bilmeleri ve kabul etmeleri kadar daha doğal bir şey yoktur. Kendini tanımlamak bu kadar zor ise o zaman Yunanistan ne kadar demokratiktir? Ya da başka türlü soralım, kendini herhangi bir şekilde tanımlayan ve bir araya gelip dernek veya lobiler kuranların içinde Türk kelimesi geçenler neden yok? İsimler Türkçe, ana dil Türkçe, 1983’e kadar tüm okullar ve dernekler Türk, hatta evraklar bile Türkçe ve Yunanca, ama şimdi Türk yok.

İşte bu da başka bir pencere. Dedik ya baştan, hangi pencereden baktığınız çok önemli. Bu şimdiki pencere muhtemelen dışarısı karanlık olduğundan hiçbir şey görünmüyor ve sonunda aslında dışarısının karanlık değil de, pencerenin üzerinde kara bir çarşafın olduğu fark ediliyor. Dışarısı güzel, güneşli, çimlerin üzerinde çocuklar oynuyor herkes mutlu ve huzurlu, hadi hadi siz de yaklaşın pencerenin yanına korkmayın dışarıdaki güzellikleri siz de görün. Çünkü pencere kapalı ve çarşaflı olunca asıl karanlıkta kalan bu odalar oluyor, çıkın biraz odadan dışarı. Dinazorların nesli tükendi, canavarlar da yok, onlar niyeti kötü olanlarda kaldı. E hadi bekliyoruz ama….

Anlayana bu haftalık bu kadar yeterli diyoruz. Biz kendi penceremizi sizler için açtık ve oradan olanları izledik. Yanlışımız var ise affola.

 

Anahtar Kelimeler: Hangi pencereden baktığınız çok önemli