Azınlığın hali, buna sebep faktörler ve aktörler

Azınlığın hali, buna sebep faktörler ve aktörler

Yıl 1988, Rodos adasında ikamet ediyorum, yaş 17. Mekanlar güzel, hayat güzel, hiçbir şeyi tam olarak algılamak için zaman bile harcamak istemiyorsun, sadece hayatın tadını çıkarmaya çalışıyorsun...

Rodos’lu Türklerden bir arkadaş bir Yunan kızıyla evleniyor. Belediyede gerçekleşen düğüne biz de davetliyiz... O zamanlar tabii arkadaşı kıskanıyoruz, ne güzel bir kız aldı diye. Farkında bile değiliz aslında olup bitenlerin, bu gibi olayların bizlere ileride nasıl yansıyabileceğini dahi fark edemiyoruz. Doğacak olan çocukların soy ismi Türkçe olacak diye seviniyoruz. Bunu bizim arkadaşın erkekliğine veriyoruz, kıza söz geçirmesine veriyoruz. İlk çocuk erkek, soy ismi Türkçe kendi ismi Nikos. Meğerse anlaşma daha baştan olmuş, sadece bizim haberimiz yok. O zamanlar Rodos’ta Türkçe ders veren okullar hala var, ama çocuklar azalmış, nasıl olsa tek tük de olsa evde daha Türkçe konuşuluyor, çocuklar oradan öğrenir bir şekilde.

İnsanların aralarında Yunanca konuşması, baştan acayibimize gitse de, alışıyoruz. İnsanoğlu meğerse her şeye alışıyormuş, topluma ayak uydurmak buymuş demek ki. Şimdi o zamanlarda bizde bunlar olmuyor ya, nereden bilelim bunun zararını hepimizin bir şekilde çekeceğini. O yıllarda burada azınlık gençleri merkezdeki kafelere bile gidemiyorken Rodos’ta bunların yaşanması o dönemler bizim için bulunmaz Hint kumaşı gibi bir şey sizin anlayacağınız.

Bayram namazları haricinde camideki insan sayısı ya dört ya beş. Bayramlarda ise kadınlar bile namazda. Hatta nikah törenleri bile eski bir caminin içinde yapılıyor. İçerisi hiç bozulmamış, ama  ekstradan bir pist yapılmış, içeride herkes düğüne gelmiş gibi cici elbiseleri ile, tabii cici elbiseler o zamanlar mini etekler oluyor. Her şey bir acayip bizler için. Neyse, lafı fazla uzatmadan devam edelim... Nikah biter bitmez müzik başlıyor, eski caminin içerisinde millet oynamaya başlıyor. O çimentonun neden atıldığını o zaman daha iyi anlıyoruz.

Garip, ama gerçek, daha fazla faktöre gerek yok sanırım. Dahası da varda onları es geçiyorum.

Yıllar geldi geçti, tam otuz sene... O dönemde yaşadıklarımız yavaş yavaş burada yaşanmaya başlamış: İlk aktörler de her defasında olduğu gibi yine önde gelenlerimiz.

Okullar kapanıyor, neden kapanıyor diye düşünüyoruz. Çocuklar ecnebilerle evleniyor. Sadece ‘’ deme yahu’’ ile yetiniyoruz. Doğan çocuklara yabancı isimler takılıyor, “ama göbek ismi Türkçe, ben ona bu isimle hitap ediyorum’’ diyoruz. Devlet okulları bizimkilerle doldu taştı, ‘’evde, köyde, mahallede Türkçe konuşuyoruz zaten’’ diyoruz. Çocuklar yurtdışında kalıp asimile oluyorlar ‘’Ne yapalım’’ diyoruz. Ama hiç birimiz bunların neden başımıza geldiğini sesli olarak düşünemiyoruz. Geriye dönsem bak neler değiştirirdim ben hayatımda, deme lüksümüz olmadığından, yaptığımız yanlışları kabullenmek ve yeniden yapılmaması için yeni nesillere anlatmak zorundayız. Olay ben çektim ben kazık yedim, herkes yesin herkes çeksin olmamalı.

Faktörler ve aktörler belli iken ısrar etmenin faydası nedir ki! Ömür boyu saklayabileceğin neyi olabilir ki insanoğlunun!

Bakın 30 sene öncesi orada yaşananlarla şimdi burada yaşananlar neredeyse aynı seviyeye gelmiş durumda. Peki, o zaman neden bunlardan örnek alınmıyor? Şimdi oradaki bu insanların halini merak ediyorsunuzdur, sorun hep birlikte öğrenelim. Bakalım kendi kızını kurtarmak için farklı yerlerden damat adayı arayanlar hala var mı. Bakalım vakıf malları ne durumda, ilişkiler ne durumda?

Sorun bakalım kimliklerini ve dinlerini korumaya çalışan insanlar ne kadar kaldı koskoca adada, hem Rodos’ta, hem de İstanköyde? Orada da Konsolosluk var. Sorun bakalım 29 Ekim Resepsiyonuna kaç kişi katılıyor? Sorun bakalım evlerde Türkçe ne kadar sıklıkla kullanılıyor?  Sorun bakalım her sene bu adalardan hacılığa kaç kişi gidiyor ve halihazırda kaç tane camileri çalışıyor? Son günlerde satılığa çıkarılan vakıf malları için oradaki idare heyeti parasız kaldıklarından dolayı sattıklarını söylüyor. Araştırın bakalım bu hale nasıl gelmişler ve başlarındaki kimlerin adamı?

Bunlardan örnek alınamadığı sürece gelecekteki halimizi görmek mümkün olmayacak sanki...

Bence olay otuz, hatta elli yıldır devlet tarafından yapılan taktikler ve denemelerden dolayı bu durumdayız. Tabii bir de kendi aptallığımızdan, birbirimizi çekememekten ve kabullenememekten.

Devlet tarafından öngörülen strateji, resmi azınlık statüsünde olmayan adalardakilere serbestlik verilecek, buradakilere ise baskı uygulanacak. Nitekim serbestlik verilenler daha hızlı bir şekilde asimile olurken, baskı altında olanlar tek yumruk halinde daha fazla birlik olmuşlar.1995 yılından sonra değişmeye başlayan politikayla biraz geç de kalınsa adalardaki politika burada uygulanmaya başlamış. Bunları çoğumuz hatırlarız tabii ki. Köylerimize gelen kumar makinaları ve ecnebi kadınlarla dolu barlar. Ne kadar da sevinmişti bazıları. Artık parasını istediği gibi istediği şekilde harcayabilecekti azınlık fertleri, ev yapabilecek  doyasıya gezebilecekti. Fakat hiç kimse bu serbestliğin (tabii parentez içindeki serbestliğin), nasıl kullanacağını anlatmamış veya göstermemişti bizlere. Hatayı yine büyükler yapmıştı yani, tabii yerlerse.

Arkadaş, her konuda, her yanlışta sorumlu aramaktan bir vazgeçebilsek, ah bir vazgeçebilsek, biraz da ötekilerden gördüklerimize bir güvenebilsek neler değişecek burada neler. Ama, aması var işte. Bunu beceremeyeceksek alın okullarınız da sizin olsun, alın damatlarınız da gelinleriniz de sizin olsun. Bu topluma sadece kendi çıkarlarını düşünerek hareket edenlerin de Allah belalarını versin. Son diyeceğimiz de bu.

Siz hala düşünüyor musunuz? Hala neyi düşünüyorsunuz? Haftaya kadar bir düşünün o zaman.

Anahtar Kelimeler: Azınlığın hali, buna sebep faktörler ve aktörler