Almanya’da FETÖ’nün dinlerarasi diyalog evine darbe

Almanya’da FETÖ’nün dinlerarasi diyalog evine darbe 

 

Üç semavi dinin mabetlerinin yer alacağı House of One projesinin tanınmış destekçilerinden ve 2011 yılından bu yana Dussmann Group Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Catherine von Fürstenberg-Dussmann FETÖ’nün proje partneri olmasını gerekçe göstererek projeye olan desteğini çektiğini yazılı açıklama ile duyurdu. Vakfın yönetim kurulunun bir diğer önemli üyesi ise Hristiyan Demokrat Parti’li eski Hessen Eyalet Başbakanı Prof. Dr. Roland Koch. Dussmann’ın vakfı adına aldığı karar Almanya’da FETÖ ile ilgili şüphelerin arttığının ve açıktan yapının karşısında pozisyon alındığının göstergesi. 

 

Almanya’da yaşayan Türk toplumu ve İslami cemaatler Berlin’de yapılan ve yaklaşık 50 Milyon Avro değerinde olan cami, kilise ve havrayı aynı çatı altında birleştirme projesine başından bu yana karşı tavır aldı. FETÖ’nün ortak olduğu bir proje içinde olmayı ret ettiler. Berlin’in saygın iş kadını Dussmann yerinde bir durum değerlendirmesi yaparak ‚dinler arasında anlayış ve diyaloğu teşvik etmek yerine yeni çatışmalar yaratacak bir projeyi desteklemeyeceğini’ ifade etmesi Müslümanların içine su serpti. Açıklamayı Berlin Belediyesi projenin yapılacağı alanı 1 Avro’ya 99 yıllığına tahsis ettikten sadece bir gün sonra yaparak büyük ses getiren Dussmann, diğer ‚İslami cemaatler FETÖ’yü ret ediyor’ demesi FETÖ’nün müdahil olduğu bu projenin anlamının tekrar sorgulanmasına vesile oldu.

 

Türkiye’nin istikrarlı tutumu FETÖ’ye yaklaşımı etkiliyor

 

Türkiye ve Almanya’da yaşayan Türklerin FETÖ uyarıları uzun süre Alman muhataplar tarafından görmezden gelindi. 15 Temmuz darbe girişimi öncesi Alman kamuoyunda eleştirel yaklaşılan FETÖ yapılanması darbe girişimi sonrası neredeyse korunmaya alındı. Mağduriyet edebiyatı ve Türkiye karşıtlığı üzerinden Alman muhatapları etkilemeye çalışan bu yapı kendini ‚kullanışlı partner’ olarak sunmaya devam ediyor. Ancak FETÖ stratejisi olan takiye artık yetersiz kalıyor. Federal Dışişleri Bakanlığı’nın kurum içi paylaştığı değerlendirmeye göre ‚FETÖ hareketi sıkı hiyerarşik düzeni olan bir suç örgütü’ izlenimi veriyor. Devlet kurumlarına sızma girişimleri devlet üzerinde kontrolu ele geçirme girişimi’ olarak değerlendiriliyor. Tüm olumsuz değerlendirmelere rağmen FETÖ mensupları Alman medyası, siyaseti ve bürokrasisinde yer bulabiliyor. Bu her ne kadar çelişkili gözükse de göç ve din politikalarını yeniden dizayn eden Federal Almanya Cumhuriyeti için pragmatist bir yaklaşım olarak görülebilir.

 

Önümüzdeki yarım asırı etkileyecek çok yönlü asimilasyon politikalarının uygulanması hız kazandı. Almanya’da siyasi erk tarafından tasavvur edilen eşcinsel evliliklerin yapılabildiği, örtünme ve mahremiyet kurallarının hiç sayıldığı, İslam ahlak ve geleneğine meydan okunduğu ‚Alman İslamı’-siyasi projesinde FETÖ mensupları kendilerini ‚güvenilir’ partner olarak sunmayı başarıyor.

 

Almanlaşan FETÖ

 

Bilim ve Siyaset Vakfı (SWP) Türkiye uzmanı Günter Seufert bir değerlendirmesinde ‚Almanya’da yaşayan Türk toplumunun desteğini kaybeden FETÖ mensupları desteği çoğunluk toplumda arayacak ve git gide daha fazla almanlaşacak’ derken isabetli bir öngörü ortaya koyuyor. FETÖ geçmişte uluslararası networkunu pazarlamayı ve bunun üzerinden toplum içerisinde yeni destekçiler devşirmeyi bir yöntem olarak kullanıyordu. Yapının gerçek emelleri deşifre olunca strateji değişikliğine gittikleri gözlemleniyor. Almanya’da yerel düzeyde teşkilatlanan, birbirinden bağımsız gözüken dernek yapısı benimsenmiş durumda. FETÖ Türk toplumundan kaybettiği desteği yerel derneklerine üye yaptıkları Alman üyeleri ile dengelemeye çalışıyor. Yerelde etkili Almanların networkunu, organizasyon becerilerini ve kurumsal ilişkilerini kendi amaçları için suistimal etme başlıca amaçları. Çoğunluk toplumun desteğini almanın en kolay yolu ise yeni sivil toplum kuruluşları kurarak, deyim yerindeyse temiz bir sayfa açmak olarak görülüyor. Son zamanda bu şekilde kurulan bir çok yeni dernek dikkat çekmekte. Dernek başkanlarının geçmişi araştırıldığında yıllarca FETÖ kurumlarında faaliyet gösterdikleri anlaşılıyor. Oluşturulan yeni kurumsal yapıların tek amacı çoğunluk toplumu etki alanına çekerek Türkiye’ye karşı güç devşirmek.

 

FETÖ’nün Afrika’daki yaklaşık 100 okulu Türkiye’nin diplomatik başarısı sayesinde kapatıldı veya satışa çıkartıldı. Bazı okulların Alman vatandaşı FETÖ mensubu iş adamları tarafından satın alındığı biliniyor. Almanya’da Etiyopya’daki bir okula Alman okul müdürü arandığı gibi iş ilanları verilmesi bazı kuşkuları arttırıyor. Alman okulu kisvesi altında devam ettirilen faaliyetler, Almanya Afrika’daki etkisini arttırmak için FETÖ okullarını kendi kontrolü altına mı alıyor sorusunu akla getiriyor. Almanya son yıllarda Afrika’daki faaliyetlerine hız vererek siyasi, ekonomik ve kültürel etkinliğini arttırmaya çalışıyor. Bu bağlamda FETÖ okullarının alt yapısını kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilecekleri bir fırsat olarak değerlendirmeleri olası.

 

Avrupa’lı Müslümanlar gözlem altında

 

Almanya’da İslam tartışmaları yeni değil. İslam’ın yoğun bir şekilde siyasi tartışmaların merkezine oturmasının ise yaklaşık bir on yıllık geçmişi var. Dönemin Cumhurbaşkanı Christian Wulff bir konuşmasında ‚İslam Almanya’ya ait midir?’ sorusunu yöneltip ‚evet aittir’ cevabını verdiğinden bu yana tartışıla geliyor.

 

Bu soru ve ona verdiği cevap Wulff’u Cumhurbaşkanlığı koltuğundan etse de konu güncelliğini hiç kaybetmedi. Wulff adeta bir domino taşını oynatmışcasına o günden bu yana ardı ardına tartışmalar yaşanmaya başlandı. Siyaset İslam’ı önemli bir gündem maddesi olarak ajandasına ekledi. Popülizmin arttığı bir dönemde çok kullanışlı bir konu olarak suistimal edilmeye devam ediliyor. Entegrasyon politikaları sorgulanırken asimilasyon politikalarında çok kültürlülük yerine ‚öncü kültür’ vurgusu ağırlık kazanmaya başladı. ‚Alman İslamı’ projesi bu tartışmalar gölgesinde büyütülmeye, olgunlaştırılmaya ve topluma servis edilmeye çalışılıyor. İstenilen hızda ve etkide ilerlemeyen çalışmalarda ise FETÖ mensupları ve piyasaya sürülen kendini liberal tanımlayan ‚yeni Müslümanlar’ kullanılıyor. Hedef yeni nesil genç kuşak!

 

‚Alman İslamı’ projesi, dinin devlet eliyle şekillendirilme kalkışması. Ne kadar başarılı olunacak zaman gösterecek ancak göz ardı edilmemesi gereken bir husus var ki FETÖ gibi yapılar bu siyasi projede kullanılmaya müsait yapılar olarak araçsallaştırılmaya devam edilecek. Bir taraftan yeni kurulan liberal cami dernekleri, Müslüman eşcinseller dernekleri gibi sivil toplum kuruluşları tarafından suni bir toplumsal gerçeklik yaratılmaya çalışılırken diğer taraftan Alman İslamı tartışmalarının entellektüel ve bilimsel alt yapısı da oluşturuluyor.

 

İlahiyat fakülteleri ve İslam Araştırma Merkezlerine ‚Alman İslamı’ baskısı

 

Müslümanlar ile ilgili bilgi üretme mekanizmaları çok yönlü çalıştırılıyor. Düşünce kuruluşları, araştırma şirketleri, üniversiteler ve İslam araştırma merkezleri bu mekanizmalardan sadeca bazıları. Tüm bu alanlarda yapılan çalışmaların ortak noktası Müslümanlara yaklaşımlarında yeterince bağımsız ve tarafsız olamamaları.

 

Avrupa’da İslami hareketler, din politikaları, sekülarizm ve cinsiyet sorunsalı üzerine araştırma yapan siyaset bilimci ve sosyolog Prof. Dr. Schirin Amir-Moazami Müslümanlarla ilgili araştırma sonuçlarını açıklarken ‚Müslümanların gözlem altında tutulduğu, dini yaşantıları adım adım takip edildiği, sosyal ortamlarda hareketleri izlenip kategorize edildiklerini’ vurguluyor. Bilim insanları yaptıkları araştırmalar ile bu toplumsal ‚gözlem altında tutma’ girişimine akademik düzeyde hizmet ettiğini, araştırmalarda sonuçların yeterince eleştirel değerlendirilmediğini ifade ediyor. Avrupa’da İslam dışında, bilim ve siyasi müdahalenin bu denli iç içe geçtiği başka bir konu yok.

 

Toplumsal gözetim, bilimsel gözetim ve nihayetinde Alman İslam’ı kisvesi altında İslam’ın siyasallaştırılması ve dönüştürülmesi girişmi Avrupa’da yaşayan Müslümanların hareket alanını kısıtlıyor. Bilim insanlarının Müslümanlar hakkında ürettiği tartışmalı bilgi siyaset tarafından asimilasyon ve baskı politikaları için dayanak olarak kullanılıyor. Hollandalı sosyal araştırmacı Ruud Koopmans’ın ‚Avrupa’da yaşayan Müslümanların %40’ı köktendinci İslam anlayışını savunuyor’ iddiası bilmin nasıl siyasete alet edildiğine örnek oluşturan bir vaka. Bu tarz araştırma sonuçları Müslümanları ‚aykırı, çoğunluk toplum ile değerleri uyuşmayan, radikal ve güvenlik tehdidi oluşturan’ kesim olarak değerlendiriyor. Müslümanlarla mücadele ise siyaset ve güvenlik kurumlarının başlıca amacı haline dönüşüyor.

 

Alman İslam’ı çalışmaları, Türk toplumu içerisinden ‚kullanışlı’ Müslümanların devşirilmesi ve Müslümanlar arasında geniş imkanlar sunularak yeni rol modellerin oluşturma girişimi olarak görülebilir. Sonucun hüsran olacağı şimdiden belli olsa da Almanya’daki FETÖ ve liberal İslam yapılanmaları Alman İslamı’nın gönüllü taşıyıcıları olmaya devam edecek. 

Anahtar Kelimeler: Almanya’da FETÖ’nün dinlerarasi diyalog evine darb